ABD’nin Latin Amerika’dan Orta Doğu’ya darbelerdeki rolü

reklam alani

Latin Amerika ülkesi Bolivya’daki siyasi kriz ve Devlet Başkanı Evo Morales’in ordu tarafından istifaya zorlanması, ABD’nin doğrudan veya dolaylı birçok ülkede yönetimlerin devrilmesiyle sonuçlanan darbeci tarihini akıllara getirdi.

Arka bahçesi gibi gördüğü Latin Amerika ülkelerindeki yönetimlere, 1898’den bu yana müdahale eden ABD’nin eli, binlerce kilometre uzağındaki Orta Doğu ülkelerine de uzanıyor. ABD’nin desteklediği veya doğrudan dahil olduğu darbeler, bu ülkelerde istikrarsızlık ve geri kalmışlığın yanı sıra diktatörler ve terör örgütleri nedeniyle on binlerce kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı.

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi günü yaptığı yazılı açıklamada, Bolivya’da ordunun istifasını talep etmesinin ardından Devlet Başkanı Morales’in görevini bırakmasına ilişkin Morales’in istifasının Batı Yarım Küre’nin demokrasisi için önemli bir olay olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“Yaklaşık 14 yıl süren Bolivya anayasası ve halkının iradesinin üstüne geçmeye çalışma çabalarının ardından Morales’in görevinden ayrılması demokrasiyi korumuştur ve Bolivya halkının seslerini duyurması için yeni bir yol açmıştır. ABD, Bolivya halkını özgürlük talep ettiği için ve Bolivya ordusunu sadece tek bir insanı değil Bolivya anayasasını koruma sözüne bağlı kaldığı için alkışlıyor.”

Bolivya’daki bu gelişmenin Venezuela ve Nikaragua’daki “gayrimeşru rejimlere” de bir mesaj olduğunu dile getiren Trump, “Şu anda tamamen demokratik, müreffeh ve özgür bir Batı Yarım Küre’ye bir adım daha yakınız.” ifadelerini kullandı.

Bir devlet başkanının ordu tarafından istifaya sürüklenmesiyle ilgili açıklamasında “demokrasinin korunduğunu” savunan ABD Başkanı, Morales örneği üzerinden Venezuela ve Nikaragua yönetimlerini de tehdit etti.

Latin Amerika

Ordunun istifa ettirdiği Morales, ABD’nin hem doğrudan işgaller hem de desteklediği darbelerle yönetimlere şekil verdiği Latin Amerika ülkelerini akıllara getirdi.

ABD’nin bölgede muz ticaretini yöneten Birleşik Meyve Şirketi’nin (United Fruit Company) faaliyetlerini kolaylaştırmak için Honduras ile Nikaragua’da düzenlediği ve desteklediği darbeler, dünya siyaset literatürüne “muz cumhuriyeti” terimini kazandırdı.

Küba ve Porto Riko

Kıtadaki ilk müdahalesini Porto Riko ve Küba’da yapan Washington yönetimi, İspanya sömürgesindeki Porto Riko ve Küba’yı 1898’de işgal etti. Tarihe İspanyol-Amerikan Savaşı olarak geçen bu müdahale 1902’de sona erse de etkisi yıllarca sürdü. 1906’da Küba’nın ilk seçilmiş Başkanı Tomas Estrada Palma’yı deviren ABD, adayı 1909 yılına kadar yöneten bir işgal hükümeti kurdu. 1917’de Küba’yı bir kez daha işgal eden ABD, 1923’te aşamalı olarak geri çekildi. Küba zaman içinde bağımsızlığını kazansa da Porto Riko halen ABD kolonisi.

Kolombiya

Fransızların atıl bıraktığı Panama Kanalı projesini devralmak isteyen ABD, Kolombiya’dan ret cevabı alınca ayrılıkçı güçlere destek vermeye başladı. Kolombiya’dan 1903’te ayrılan Panama’yı ilk tanıyan ülke olan ABD, çok istediği kanal projesini 1914 yılında tamamladı. ABD, Panama’da etkisini, kurduğu hükümetlerle sürdürürken ülkeyi ikiye ayıran ancak herhangi bir kazanç getirmeyen kanal yüzünden Amerikan karşıtlığı da arttı.

Panama’nın işgali

Ulusal Savunma Güçleri’nin başına 1982’de geçen ve Panama’yı fiilen yönetmeye başlayan eski CIA ajanı General Manuel Noriega, ABD ile arasının açılması sonrası hedef haline geldi. ABD’nin desteklediği Devlet Başkanı Eric Artura Delvalle’nin 1988’da görevden alınması üzerine Beyaz Saray Panama’ya mali ve diplomatik savaş başlattı. Bu adımı, ABD birliklerinin 20 Aralık 1989’da Noriega’yı devirme amacı taşıyan işgal harekatı takip etti. 25 binden fazla askerin katıldığı işgal neticesinde Noriega teslim olurken Panama’da yönetime Guillermo Endara Galimany geldi.

Nikaragua

Washington’ın 1912’den 1933’e kadar Nikaragua’yı işgali, ABD ordusunun 1898’den 1934’e kadar çeşitli Latin Amerika ülkelerine müdahale ettiği “Muz Savaşları”nın bir parçası oldu. ABD’nin bu işgaldeki amacı, Karayip Denizi’ni Pasifik Okyanusu’na bağlayan Nikaragua Kanalı’nı başka ülkelerin yapmasını engellemekti. ABD, 1926’da muhafazakar hükümet ve liberal güçler arasında başlayan iç savaşa dahil oldu.

Muhafazakar hükümet güçlerinin yenilmesi sonucu 1927’de ülkeye müdahale eden ABD, liberalleri mağlup ederek kendi yönetimini kurdu ve 1933’te Nikaragua’dan ayrıldı. Ülkeye 1981’de bir kez daha dönen ABD, solcu hükümeti devirmek isteyen aşırı sağcı terör örgütü Contra güçlerine, Kongrenin yasaklamasına rağmen destek verdi. Bu savaşta en az 30 bin kişinin öldüğü tahmin ediliyor.

Meksika

ABD, Meksika Devrimi sırasında oligarşiyi yıkmak isteyen, aralarında Pancho Villa ve Emiliano Zapata’nın da olduğu devrimcilerle savaşmak için birlikler gönderdi. Ülkeyi 30 yıldan uzun süre kontrol eden diktatör Porfirio Diaz yönetimine arka çıkan Beyaz Saray, bu ilişkiyi korumak için 1913’te Francisco Madero’ya karşı yapılan kanlı darbeye destek verdi ve General Victoriano Huerta’yı devlet başkanı olarak göreve getirdi. Beyaz Saray’a Woodrow Wilson gelince Huerta’ya verilen destek çekildi ve silah ambargosu uygulandı. Huerta’ya silah sevkiyatının önlenmesi için 21 Nisan 1914’te Veracruz limanı işgal edildi. Aynı yıl 23 Kasım’a kadar süren işgalle Huerta devrilirken Venustiano Carranza yönetime geldi.

Haiti

ABD ordusu, Haiti’deki ekonomik çıkarlarını korumak için 1915 yılında bu ülkeyi işgal etti. Diktatör Jean Vilbrun Guillaume Sam’e arka çıkan, köleliğe destek veren ve Kuzey Amerika şirketlerinin binlerce dönümlük araziye el koymasına yardımcı olan ABD’nin işgali sırasında binlerce kişinin öldüğü belirtiliyor. ABD, 1934 yılında kendisine sadık bir ordu bırakarak ülkeyi terk etti.

Ülkeyi 1994 yılında bir kez daha işgal eden ABD, Jean-Bertrand Aristide’nin darbeyle devrilmesinin ardından “demokrasiyi korumak” için müdahalede bulundu. Operasyon, General Raoul Cedras’ın ülkeyi terk etmesiyle sonuçlanırken ABD ve Birleşmiş Milletler askerleri bir süre daha Haiti’de kaldı.

Guatemala

ABD, 1944 Guatemala Devrimi’nden önce hüküm süren seçkinlere iktidarı geri kazandırmak için demokratik seçimlerle başa gelen Devlet Başkanı Jacobo Arbenz’e karşı 1954’de PBSUCCESS kod adlı CIA darbesi tertipledi. Bu darbeyle başkanlığını Albay Carlos Castillo Armas’ın yaptığı askeri cunta başa gelirken ABD de ülkedeki ekonomik ve askeri çıkarlarını yeniden kazandı. Darbenin yol açtığı 36 yıllık iç savaş, 200 binden fazla Guetamalının hayatına mal oldu.

Dominik Cumhuriyeti

Dominik Cumhuriyeti’nde 20-30 bin kişinin ölümünden sorumlu tutulan ABD destekli diktatör Rafael Leonidas Trujillo’nun 1961’de suikasta uğramasının ardından 1962’de yapılan demokratik seçimleri Juan Bosch kazandı. Ancak dönemin ABD yönetiminin, komünizm konusunda yeteri kadar sert olmamakla suçladığı Bosch, ertesi yıl devrildi. Bosch’u yeniden iktidara getirmek için 1965 yılında başlayan isyana ABD, emrindeki Dominik Cumhuriyeti generalleriyle müdahale etti. ABD, istediği başarıyı elde edemeyince, ülkeyi 40 binden fazla askerle işgal etti. 1966’da yapılan seçimlerde iktidara ABD yanlıları gelirken 1980’de gizliliği kalkan belgelerde seçimlerin özgür olmadığı görüldü.

Grenada

Sosyalist Maurice Bishop’un, ada ülkesi Grenada’da yönetimi kansız bir darbeyle 1979’da ele geçirmesinden memnun olmayan ABD, Grenada’nın Sovyetler Birliği’nin etkisine gireceği korkusuyla ülkeyi 1983’de işgal etti. Bunun sonucunda Bishop öldürülürken, ada ABD’nin etki alanına girdi.

Şili

Şili ordusu ve polisi, 1973’te seçilmiş Cumhurbaşkanı Salvador Allende’yi darbeyle görevden aldı, yerine gelen General Augusto Pinochet’in ülkedeki muhaliflere indirdiği demir yumruk, Şili’nin ortak hafızasından silinemedi. Bu dönemde, 3 bin 200 siyasi muhalif kayıplara karışırken çoğu işkenceye maruz kalan 30 binin üzerinde Şilili tutuklandı. Şili, 27 yıllık diktatör Pinochet yönetimini geride bıraktıktan sonra bu dönemin milli hafızasındaki izleri, beyaz perdenin yanı sıra birçok sanat dalına ilham kaynağı oldu.

ABD’nin CIA aracılığıyla Pinochet darbesine giden süreçte, orduyla iş birliği yaparak darbeye zemin hazırladığına ilişkin belgeler 2000’de CIA tarafından kamuoyuna açıklandı.

Venezuela

Bu Latin Amerika ülkesi darbelerden nasibini almasa da Nicolas Maduro hükümetiyle muhalefet arasındaki siyasi krize ilişkin ABD Başkanı Donald Trump’ın, Venezuela’ya asker göndermeyi “seçeneklerden biri” olarak gördüğünü söylemesi, Washington’ın tutumunu gösteriyor.

Venezuela’nın önceki devlet başkanı Hugo Chavez’in iktidarı süresince maruz kaldığı darbe girişimlerinde ABD parmağı sıklıkla zikredildi. 11 Nisan 2002’de Venezuela ordusundan bir grup komutan Chavez’i tutuklayarak askeri bir üsse götürdü. Chavez, 47 saat sonra göreve geri döndü. Ülkede son olarak Maduro yönetimini görevden uzaklaştırma çabasını Washington doğrudan destekledi.

ABD bunların yanı sıra Latin Amerika’da Bolivya, Brezilya, Arjantin, Küba, Dominik Cumhuriyeti, El Salvador, Guatemala, Guyana, Honduras, Meksika ve Panama’da farklı zaman aralıklarında çok sayıda darbeyi destekledi. Beyaz Saray, eli kanlı diktatörlerin yanı sıra aşırıcı ve antidemokratik hareketlere arka çıktı.

Asya ve Ortadoğu

ABD, Asya ve Ortadoğu ülkelerinde de benzer müdahalelere ve darbe destekçisi eylemlere imza attı.

Amerikalı Profesör John H. Coatsworth’un “ABD Müdahaleleri” başlıklı yazısında, doğrudan müdahalelerde ABD askerleri, ajanları, Washington adına çalışanların rol aldığı, dolaylı müdahalelerde ise asıl rolü yerel aktörler oynasa da ABD hükümetlerinin desteği olmadan ya harekete geçemedikleri ya da başarılı olamadıkları belirtiliyor.

Türkiye

Washington yönetiminin darbelerin ardından verdiği veya geç verdiği tepkiler, 15 Temmuz’da Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) hain darbe girişimini akıllara getiriyor.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, darbe girişiminden saatler sonra, kalkışmanın başarısız olacağının netlik kazanmasının ardından Mevlüt Çavuşoğlu ile telefonda görüşerek Türkiye’nin demokratik yollardan seçilmiş sivil hükümetine ve demokratik kurumlarına tam destek verdiklerini söyledi.

Türkiye’nin yakın tarihinde en kanlı darbe diye anılan 12 Eylül ile ilgili CIA’in Türkiye Şefi Paul Henze’nin, darbeyi Başkan Jimmy Carter’a bildirirken kullandığı, “Bizim çocuklar başardı.” ifadesi hafızalardaki tazeliğini koruyor. 12 Eylül sonrasında 50 kişi idam edildi.

Vietnam

Vietnam savaşına ilişkin ABD’nin kirli çamaşırlarını ortaya çıkaran Pentagon belgeleri, Washington’ın Vietnam’daki savaşta desteklediği Güney Vietnam liderliği içinde de darbe organize ettiğini gösterdi.

ABD’nin Güney Vietnam Devlet Başkanı Ngo Dinh Diem’den memnuniyetsizliğini Vietnam ordusuna bildirmesi üzerine iki taraf iş birliği kararı aldı. Ordunun 2 Kasım 1963’te kalkıştığı darbede, Diem ve kardeşi suikast sonucu öldürüldü. Vietnam savaşının bölgede bir ila dört milyon kişinin ölümüne yol açtığı tahmin ediliyor.

Mısır

Mısır’da eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’i istifaya zorlayan 2011 yılındaki halk devriminin ardından 2012’de demokratik yollarla seçilen ilk ve tek cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, görevinde sadece bir yıl kalabildi. Mursi, dönemin Savunma Bakanı Abdulfettah es-Sisi tarafından gerçekleştirilen askeri darbeyle görevinden uzaklaştırıldı.

Washington yönetimi ise Mısır’daki darbeye sessiz kalmayı tercih etti. Sonraki dönemde Mısır’ı ziyaret eden dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin sarf ettiği “Mısır ordusu demokrasiyi yeniden tesis ediyor” ifadeleri de ABD’nin darbeler karşısındaki iki yüzlü tutumunun açık bir örneği olarak kayıtlara geçti.

ABD’den gelen bu açıklamaların ardından Mısır’daki cunta yönetimi, darbe karşıtlarının gösterilerini dağıtmak için harekete geçti ve binlerce kişiyi öldürdü. Darbe sonrası Mısır’da binlerce kişi yurt dışına kaçarken hala çok sayıda Mısırlı cezaevinde, yüzlerce Mısırlı hakkında da idam kararları veriliyor.

Mursi’nin haziran ayında 67 yaşındayken “Vadi en-Natrun hapishanesinden kaçış ve Hamas adına casusluk” davasının duruşması sırasında kalp krizi geçirip 20 dakika yerde yardım bekleyerek hayatını kaybetmesi vicdanları sızlattı.

İran

ABD, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Soğuk Savaş döneminde darbe oyun planını, yakın coğrafyadan çıkararak dünya geneline taşıdı.

Bunun en büyük örneği, 1953’te İran’da seçimle göreve gelen Başbakan Muhammed Musaddık’ın darbeyle görevinden uzaklaştırılmasıydı. Musaddık’ın İran petrolünü millileştirme kararının ardından ABD-İngiltere’nin Ajax Operasyonu adını verdikleri darbe planı devreye sokuldu. Uzun yıllar inkar edilmesine rağmen ABD’nin darbedeki planlayıcı rolü, CIA’in 2013’te açıkladığı belgelerle itiraf edildi.

Musaddık hükümetine yapılan darbenin izleri, İran’da 1979’da gerçekleşen devrimin sloganlarına taşındı. Devrimden sonra da Batı’nın darbedeki parmağı, İranlıların Batı’ya takındığı düşmanca tavrın gerekçesi oldu.

reklam alani
Paylaş