NATO’nun amacı Türkiye’yi korumak değil, Türkiye topraklarını kullanarak İran’ı çevrelemek

reklam alani

NATO’nun Brüksel’deki zirvenin ardından yayınladığı sonuç bildirisi için 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Cahit Armağan Dilek “Bahsedilen NATO kuvvetlerinin hedefi doğrudan İran olacak” derken; bildirideki muğlak “tehdit” kavramını eleştiren Prof. Dr. Hasan Ünal ise “Türkiye için asıl tehdit PKK/PYD ve koruyucusu ABD’dir” diye konuştu.

Belçika’nın başkenti Brüksel’de NATO üyesi 29 ülke liderinin katılımıyla gerçekleştirilen zirvenin ardından yayınlanan sonuç bildirisi açıklandı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in açıkladığı bildiride, Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren önemli iki hususa değinildi. Bildirinin 23. maddesinde “Güneyden kaynaklanan ve giderek artan güvenlik tehditlerine yanıt vermek için NATO Mukabele Kuvveti’nin gücünün artırıldığı ve Çok Yüksek Hazırlık Seviyeli Müşterek Görev Gücü’nün (VJTF) kısa sürede hazır olacağına” vurgu yapıldı. Bildirinin 49. maddesindeyse “Suriye’nin önemli bir kısa menzilli füze envanterine sahip olduğu ve bu füzelerin NATO topraklarının ve ortaklarının bir kısmına ulaşabildiği belirtilerek “Kendi nüfusuna karşı füze kullanan Suriye’nin Türkiye’yi son 4 yılda üç kez füzeyle hedef almasından endişe duyuyoruz. Suriye’den kaynaklanan balistik füze tehdidini izlemeye ve değerlendirmeye devam ediyoruz” ifadeleri kullanıldı.

TÜRKİYE’YE ‘GÜNEYDEN GELEN TEHDİTLER’ ARASINDA PYD YOK, İRAN VAR

Bildirinin Türkiye açısından en önemli bölümlerinden birisi, güneyden geldiği söylenen bu “tehditlere” yanıt vermek için “Türkiye’ye uyarlanmış güvence tedbirleri” alınacağı kısmı olsa da; bahsi geçen “tehditler” muallak veya eksik tanımlanmış olarak yorumlanabilir. Zira, Türkiye’nin özellikle son birkaç yıldır ülke içi ve dışında mücadele ettiği ve Ankara’nın “terör örgütü” olarak tanımladığı PKK ile onun Suriye’deki uzantıları, ülkeye yönelik güvenlik tehditlerinin başında geliyor. Halbuki metinde yer alan bu bölümde, Fırat’ın doğusu başta olmak üzere Suriye’nin kuzeyinde konuşlanan YPG’lilerin varlığına işaret edilmiyor.

Zaten, Türkiye’ye yönelik “tehditlere” değinilen bu bölüm, NATO’nun İran’ın Ortadoğu’daki eylemlerinden duyduğu kaygıyı anlattığı 49. maddenin bir parçası. Söz konusu maddede NATO, İran’ın füze denemelerini sıklaştırması ve füzelerinin menzilinden endişe duyduğunu dile getiriyor. İran’a BM’nin 2231 sayılı kararıyla uyumlu olmayan tüm eylemlerinden kaçınması çağrısında bulunan NATO yine aynı maddede, İran’ın “çeşitli silahlı gruplara yaptığı mali desteği” de kınıyor.

Peki, NATO’nun 29 liderinin 11-12 Temmuz’da Brüksel’de ittifakın geleceğine ilişkin önemli kararlar almak için bir araya geldiği Brüksel Zirvesi’nin ardından çıkan bu bildirinin 23. ve 49. Maddeleri başta olmak üzere Türkiye’yi de ilgilendiren kısımlarını nasıl değerlendirmek gerekir? Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanı Prof. Dr. Hasan Ünal ve 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Cahit Armağan Dilek, konuyu Sputnik’e değerlendirdi.

‘TÜRKİYE’YE GÜNEYDEN GELEN TEK TEHDİT PKK/PYD VE KORUYUCULARI OLAN ABD’

Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanı Prof. Dr. Hasan Ünal “Türkiye’nin güneyinde, Suriye ordusundan bir tehdit gelmesi söz konusu değil. Suriye topraklarından Türkiye’ye atılan füzeler ya IŞİD kontrolü bölgeden ya da Afrin operasyonu öncesi PKK/PYD’den geldi. Yani Türkiye’nin güneyindeki tehdit, PKK/PYD ve onun hamisi durumundaki ABD. NATO’nun bu tehdit tanımı muğlak. Belki de bu denli muğlak bir metin Türkiye tarafından zaten kabul edilmemeliydi. Biz bu metni onaylayarak Suriye ve İran’la işbirliği yapmaya çalışırken; öte yandan da İran’ı çevrelemeye yönelik girişimlere destek vermiş oluyoruz. Bir çok konuda olduğu gibi burada da çelişki söz konusu” dedi.

Rusya ve İran’ın Türkiye’nin “Batı’nın karakolu” olmasına izin vermeyecek şekilde denge politikası izleyeceğinin altını çizen Ünal ” Türkiye, İran ve Rusya’nın işbirliği muhtemelen bozulmaz çünkü İran ve Rusya, Türkiye’nin Batı’nın özellikle ABD’nin, Suriye konusunda ve İran’a karşı karakolu olmasını istemez. Dolayısıyla daha dengeli ve anlayışlı davranacaklardır. Zaten bu bildirinin çok da bir önemi yok. Çünkü Kürecik Radarı, İran’ı zaten kontrol eder vaziyette. İlaveten ne yapılır, bilmiyorum. Rusya’nın üretimi hızlandırmasıyla S-400’ler 2019’da Türkiye’ye teslim edilecek. Ben NATO’nun Türkiye’nin hava sahasını korumak için Patriot yerleştireceğine de inanmıyorum. Bence bu madde NATO’nun Türkiye’yi korumak konusundaki kararlılığı şeklinde okunabilir” dedi.

‘ABD, YARIN ÖBÜR GÜN YİNE ‘PYD TEHDİT DEĞİL’ DİYEBİLİR’

Türkiye’ye yönelik en önemli tehdidin Suriye’deki PYD olduğuna işaret eden “PYD’ye zaten 5 bin TIR silah veren ABD son günlerde bunlara 200 TIR daha silah gönderdi. Hal böyle olunca PYD’nin Türkiye’ye yönelik tehdit olarak anılmaksızın, genel ifadelerle bahsedilen ‘tehdit’ kavramı sıkıntıların kaynağı. ABD’yle Menbiç’te varılan anlaşmadaki muğlak ifadeler nasıl sorun yaratıyorsa, burada da benzer sorunları yeniden yaşayabiliriz. Aynı muğlaklıktan ‘Barzanistan’ın kurulması sürecinde de, Suriye’deki terör koridorunu oluştururken de faydalandılar. Sonuçta Türkiye, bu koridoru kapatmak için askeri müdahalede bulunmak zorunda kaldı. Türkiye yarın öbür gün ‘PKK/PYD benim için tehdit” dediğinde, geçmiştekine benzer itirazlarla karşılaşabilir. Yine de tüm bunlar 16 Temmuz’daki Trump-Putin zirvesinin sonucuna bağlı olacak. Bir otonom bölge konusunda anlaşma sağlanırsa, o zaman her halükarda başımız bu işle dertte demektir. Tabii, buna yapılacak çok da bir şey yok. Zira baştan beri sürekli olarak Türkiye, kendi topuğuna sıktı. Neşet Ertaş’ın dediği gibi ‘kendimiz ettik, kendimiz bulduk’. Süreçlerin, bunca yanlış yapan bir tarafın aleyhine sonuçlanmaması çok da mümkün değil” diye konuştu.

‘NATO MUKABELE KUVVETLERİ’NİN HEDEFİ DOĞRUDAN İRAN OLACAK’

NATO bildirisini yorumlayan diğer isim ise 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Cahit Armağan Dilek oldu. Bildirinin Türkiye’nin adının doğrudan zikredilmesi sebebiyle ülke açısından önemli olduğuna ve NATO’nun ‘4 X 30′ adıyla anılan planını devreye sokma hazırlığı içinde olduğuna işaret Dilek “Önümüzdeki günlerde, NATO birliklerinin Türkiye’nin güney sınırlarına, özellikle Suriye sınırına konuşlandıracağını görüyoruz. Tehdit konusuna gelindiğinde ise, NATO, ABD yetkililerinin açıklamalarına baktığımızda onların ‘terör tehdidi’ algısıyla Türkiye’nin ‘terör tehdidi’ algısının son derece farklı olduğunu görüyoruz. Bu deklarasyona baktığımızda NATO’nun iki tehditten bahsettiğini anlıyoruz. Bunlardan ilki; El Kaide, IŞİD tehdidi; diğeriyse İran ve Suriye’den kaynaklanan füze tehdidi. Dolayısıyla özellikle 49. maddede İran ve Suriye’nin füze kabiliyetine atıf yapılıyor ve Suriye’den gelen en az 3 füzenin Türkiye’yi vurduğu tespitine yer verilerek buna ilişkin tedbir alınacağından bahsediliyor. Bu maddede aslında NATO’nun bahsettiği bu ‘terör’ tehdidi önümüzdeki günlerde bir şekilde ‘İran tehdidine’ dönüştürülebilir. Önümüzdeki dönemde, NATO’nun İran’a yöneldiğini göreceğiz. Dolayısıyla, gücünün artırılacağı söylenen NATO Mukabele Kuvveti, sanki Türkiye’nin güneyinden gelen tehdide odaklanmış gibi yansıtılsa da; önümüzdeki dönemde bu kuvvetlerin odağının doğrudan İran olduğunu göreceğiz. Neticede Suriye’deki İran varlığından hem ABD’nin hem İsrail’in rahatsız olduğunu biliyoruz. Yani bu maddede her ne kadar ‘Suriye’den gelen tehdit’ denilse de kastın ‘İran’ olduğu çok açık” diye konuştu.

‘NATO BİRLİKLERİNİN FIRAT’IN DOĞUSUNA YERLEŞMESİ YAKIN’

ABD’nin Suriye’den çekileceğini söylemesine rağmen çekilmiyor olmasına da dikkat çeken Dilek “Bölgeye konuşlandırılmak istenen bu NATO güçlerinin Fırat’ın doğusunda da görev yapacağı açık. İmar, iskan çalışmalarının sürdüğü bölgede sivil ve askeri güçlerin eğitilmesiyle yeni Suriye anayasası yürürlüğe girene kadar orada istikrarı koruma görevinin bu NATO güçlerine verileceğini öngörüyorum. Amerika’nın bölgeden çekileceğini söyleyip çekilmemesi, üstüne üstlük diğer Batılı güçleri oraya çekmeye yönelik söyleminin arkasında bu gerçek var. Büyük ihtimalle NATO güçlerinin Fırat’ın doğusuna yerleşerek Türkiye ile PYD/YPG güçleri arasına gireceğini göreceğiz” dedi.

‘NATO KUVVETLERİNİN BİR KISMININ TÜRKİYE’YE YERLEŞTİRİLMESİ PLANLANIYOR OLABİLİR’NATO kuvvetlerinin bir kısmının da Türkiye’ye yerleştirilmesi şeklinde bir planın olabileceğine değinen Dilek “Bu kuvvetlerin bir diğer kısmı da Fırat’ın batısında, Türk toprakları üzerinde görev alabilir. Çünkü Ağustos ayında Suriye ordusunun İdlib’e yönelik bir operasyona girişebileceği çok aşikar. Oradaki cihatçı teröristlerin hem Türkiye’ye hem de Afrin’e kaçıp orada düzen bozmaya yönelik eylemlerinin olabileceğini görmemiz lazım. Bütün bunlara karşı NATO, Türkiye’ye destek önerecektir. Ancak Türkiye topraklarında konuşlanacak bu güçlerin, İran’a karşı da kullanılabileceğini ön görmemiz lazım. Türk karar vericileri yabancı güçlerin önü açık şekilde topraklarda bulunmasına çok çabuk ‘evet’ dememeli. Bu askerlerin varlığından korkulmalı çünkü hedefler net değil, bu askerlerin ne zaman Türkiye’den çıkarılacağı belli değil. Türkiye’de yabancı güçlerin bu şekilde konumlandırılmasının Türk karar vericileri rahatsız etmesi ve bu gibi önerilere çok büyük şüpheyle yaklaşması lazım” ifadelerini kullandı.

‘TÜRKİYE TOPRAKLARINA YERLEŞEN NATO GÜÇLERİ’Nİ KOLAYCA GÖNDEREMEYECEKTİR, BU İHTİMAL KORKUTUCU’

AB ile Türkiye’nin mülteci anlaşması kapsamında, Suriyeli göçmenlerin önlenmesi için Ege Denizi’nde NATO’nun devriye güçlerinin konuşlandırıldığını hatırlatan Dilek “Türkiye başından beri kendi başına bu göçle mücadele etti. Şimdi engellenemeyen bir göç filan yok. Ancak NATO deniz gücünün görevi hala sürüyor. Şimdi o güçler Ege’de, Türk kara sularında bulunuyor. Bu yüzden topraklarımıza konuşlanması olası NATO güçlerini de topraklarımıza kabul ederken, onların gönderilmesinin ne denli zor olduğunu göz önünde bulundurmalıyız. İncirlik sürecinde de benzer şeyler oldu. Bir kez daha öngörülenin çok ötesinde yabancı asker Türkiye’ye konuşlanabilir. Fırat Kalkanı Operasyonu başlamadan önce de Amerikalılar sürekli ‘98 kilometrelik Cerablus-Azez hattının korunması için 30 bin kişilik güç lazım’ diyordu. Bütün bunların üst üste koyunca, dışarıda birilerinin planlar, senaryolar üzerinde çalıştığı ortada” dedi.

Paylaş